YAŞAMI BİR ANLASAK...
Ne güzel bir istek bu Hikmet..
Ne kadar güzel,
ne kadar derin; ne kadar anlamlı bir özlem..
Bir anlasak yaşamın ne demek olduğunu..
Dostluğun, sevginin, huzurun,
elele verip acıları dindirmenin mutluluğunu,
sevginin ve güzelliklerin kıymetini bir anlasak..
Kesin yargılamaları sevmem;
Yargıları kesin olanları;
sorgulamalarını kapamış olanları pek kaale almam.
Hikmet de pek okuduğum,
okuduğum zamanlarda yargılarına iştirak ettiğim bir yazar değil.
Ama derim ya;
"Pırlantada leke varsa görürüm,
çamurdaki altını da çıkarır ve değerini veririm."
Sevmesem de Hikmeti;
bu yazısını çok beğendim,
şiirselliğini akıcılığını, duygusallığını
ve içindeki acı gerçekleri vurgulamasını beğendim.
Yıllar öncesinin "Zübük" dergisi vardı Aziz Nesin'in çıkardığı..
Şimdiki gençlerin bilmedikleri
seviyeli,
belden aşağı konuşmayan,
esprileri çizgileri güldürürken düşündüren,
sorgulayan, eğiten bir mizah anlayışının ürünü..
Google'a "Zübük" yazınca Hikmet'in bu yazısına rastladım.
Bence çok güzeldi.
Güzellikleri sevdiğimi dostlarım bilir;
onlarla paylaşmak istedim.
Kalemine sağlık bu yazın için Hikmet..
"Kurban edilmiş akşamdan bir
sabaha , yarı aydınlık bir güne , güneşe, ağaçlara ,
çiçeklere; yaşamı anlatsak çocuklara...
Stevens' in kuşlarıyla konuşsak; uzaklarda bir nisan esintisiyle tatlı ezgilerle çılgınlaşsak...
Haykırsak sabahın ilk saatlerinde!..
Kırlangıç kanatlarının vuslatıyla uyanan kuşların anısına gerçeğini görsek hoşnutluğun...
Kıpkızıl kokuların yayıldığı bir ormanda, sevgi ve barış ırmaklarıyla dolaşırken, yaşamı çoğaltsak hep birlikte...
Sessizliğin sesini yüreklerimizde duysak "aşk aşk" diye; esnek ve dalgalanan hayatın içine dalsak güle oynaya...
Alaca bir şakayık beklesek deniz kıyısında...
Gülüm senin elinde, Arif Damar' ın "Bir Gökkuşağı İnerse Nasıl" ( Babil Yayınları ) olsa...
Saçlarında nisan güneşi , gözlerinde sevinç ışığı yansa...
Denize baksan... Tepelere, çam ağaçlarına...
Arif Damar'ı dinlesen:
"Yeryüzünün umudu uyutmuyor beni
Uyutmuyor umudu yeryüzünün
Şöyle birazcık dalacak olsam hani
Gündüzün aydınlığı uyandırıyor
Yakamı bırakmıyor gecenin yıldızı
İlk yıldızı gecenin"
İçinizin kusurlarla ısındığından beri ; unutmazsın , bu acılıkta sevinci...
Yalnızlığımızı, itilip kakılmışlığımızı ...
Fırtınalarla sürüklenip giderken önümüze çıkan din
bezirgânlarını , laik demokratik Cumhuriyet'in düşmanlarını
görürsün...
Din eksenli siyaset yapanların, ülkeyi tarikatlara teslim edenlerin resimleri çıkar karşına...
Yanılırsın şu sözü duyduğunda:
"Muhafazakâr demokrat!"
***
Çatlak sözlerde, inatçı seslerde zamanın saati ayarlanır...
Katıksız bir sadelik...
Dedim ya o insanı deli eden yalnızlık...
Oysa tek başına değilsindir...
Özgürlüğün şarkısında çoğalırsın alanlarda ...
Demokrasi ve özgürlüğün umut yüklü yollarında...
Birbirimize yansıttığımız solgun ışık, bir gecenin sabahında aydınlıktır..
Bir tutku , bir başkaldırı...
Ah içimi ısıtan nisan güneşi...
Kenarları parlayan bir duvar, demir sürgüler , prangalar...
12 Mart' lar, 12 Eylül' ler...
İşkenceler, hapislikler...
Yıllar ne çabuk geçiyor, mevsimler ne de hızlı soyunup giyiniyor...
Soner Yalçın' ın "Siz Kimi Kandırıyorsunuz" kitabını (
Doğan Kitap ) okurken tarihin derinliğine doğru bir yolculuk
yaptım...
Gerçekten Türkiye İran oluyor muydu? İran nasıl dincileşti?
İran İslam Devrimi kendi Fazıl Say' larına ne yaptı?
Bir nisan güneşi altında okuyorum Soner Yalçın'ın yeni kitabını...
Fransız şair Lamartine' in Osmanlı'dan özel istemi:
"Bana lütfen bir çiftlik verir misiniz?"
1 Mayıs 1977' de kaç kişi ölmüştü anımsıyor musunuz? MİT'çi gazeteciler kimlerdi?
Roman tadında uzun tarih...
Soner Yalçın'ın akıcı Türkçesi...
Hasan Hüseyin Korkmazgil' in o çok sevdiğim şiiri:
"... bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz..."
Bu pazar "hayatın sayfaları" nda gezinirken Arif Damar' ın
yeni şiir kitabı "Bir Gökkuşağı İnerse Nasıl" da biraz
hüzünlendim...
Soner Yalçın' ın "Siz Kimi Kandırıyorsunuz!" yapıtında yakın tarihin gayriresmi notlarında gerçeklerle yüzleştim...
Dolunayın o büyük aydınlığı, güneşin denizin üzerinde doğarken gülümsemesi...
***
Berat Günçıkan' ın "Gölgenin Kadınları" nı ( Feminist Kitaplık ) alıp okuyun bir kez...
Berat'ın şiir gibi Türkçesiyle bir solukta bitirdim kitabı...
Meral Çelen' in öyküsünde gençlik düşlerim, Aziz Nesin' in
"Zübük" dergisi, Ateş Nesin' le lise yıllarımız bir film
şeridi gibi geçti gözlerimin önünden...
Sonra Kaz Dağları eteklerini, Kaçkarlar'ı, Toroslar'daki orman işçilerini düşündüm ...
Berat'ın kitabından Elif Sorgun' un ( Zuhal Tekkanat ) "Kimlik Şiiri" ni aşırıp yazıma noktayı koydum:
"Yeni bir kimlik olan ölüm/ İle akşamın sulandırılmış mor
hali/ Dahası beyaz bir denizle boğuşurcasına/ Gelindiği gibi
gideceğini de bilmediği/ Ağır bir torbadır üste düşen sanki/
Öbür sesi yer baskını adları silik/ Yok'un serinliğinde
dizili/ Yeni bir kimliktir ölüm şimdi".
Sevmeyin, inanmayın, sınırsız tenkid edin.
Ama, bir başka fikre hakaret etme hakkınızın -sıfır- olduğunu unutmayın.
Başkalarını alçaltarak yükselmeyi amaçlayanlar,
sadece yükseldiklerini zanneden insanlardır.
|