Adam der ki:
-Bizim oralar o kadar dürüsttür ki,
baba koyun çalsa oğlu gider onu şikayet eder.
Konfiçyus cevap verir:
Biz öyle yapmayız:
Baba koyun çalsa, oğlu bu işi gizler ama
babasının hatasını da tamir etmeye çalışır.
Üstad burada neyi vurgulamak istemiştir?
Hataları doğrudan yüze vurarak,
cezalandırarak düzeltme gayreti mi doğrudur?
Yoksa,
daha sabırlı ve geniş değerlendirmelerle,
ıslah etme gayreti mi doğrudur?
Bence yorumu/kararı zor bir soru.
Modern hukuk zannederim 2. şıkkın izinde gidiyor.
Bizim insanımız da,
cezanın en azından,emsal teşkil etmek suretiyle
caydırıcı ve düzeltici olacağına inanıyor.
İslamiyet de nasihati önermekle beraber,
sonuçta kısası öne çıkarmakla,
cezanın tecziyesini ve dolayısıyle caydırıcılığını öne çıkarmaktadır.
Suçun cezalandırılması yanında,
sevginin,başarının değerlendirilmesi de önemli.
Seçim de halkımız bu iktidarı beğenmiş ,
başarılı bulmuş ve oyları ile desteklemiş ve
yüksek oy oranı ile iktidar yapmıştır.
Başarının takdiri ve sevilme,
insanı 2 kat yük altına koyar.
Daha dikkatli,daha adaletli,
daha çalışkan ve zeki olmak konusunda zorlar.
Kudret,
sadece kendi düşündüklerini yapma,
kendi yandaşlarını kollama,
diğerlerini tamamen dışarıda bırakma,
yok sayma şeklinde algılanırsa,
muktedir,
teveccühü/yönelmeyi yanlış değerlendiriyor demektir.
Bütün bunların dışında ,
iktidarı elinde tutan,
daha da tahammüllü olmak zorundadır.
Sayın Başbakan teslim etmek gerekir ki,
takdire şayan büyük bir başarı kazanmıştır.
Ama,
kısa süredeki kırgın ve kızgın tavırları
sayın başbakanın ,
teveccühü yanlış değerlendirmeye doğru gittiği/
gidebileceği yönündeki endişeleri arttırıyor.
Laf da değil de,
Gerçekte adil olmak çok zordur.
Asalet ve gerçek kudret,
önünde diz çöktürdüğün insanı da dinlemek
ve haklı ise,
hakkını teslim etmektir.
Adalet üzerine bina edilen iktidarlar,
daha kudretli, daha sevgili ve
daha kalıcı olurlar.
Aksi davranışlar,
“Çingeneye beylik vermişler,önce babasını asmış”
lafını akla getirir.
Ben sayın Erdoğan’a güveniyorum/güvenmek istiyorum.
Türkiye’nin onarılamaz hatalara düşmemesi için,
kırgınlıklarını ve kızgınlıklarını ifade ederken,
asla iktidarına fazla güvenmemesi gerektiğini unutmadığını umuyorum.
Osmanlıda güzel bir gelenekti..
Tutulmuş adamlar bile olsa,
Bazılarına bağırtırlarmış:
“Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var..”
Türkiyede de,
olmaması gerekir ama,
“Sandıktan daha büyük güçler var.”
Sandığın ülkemizde en “büyük” olma gereğini,
iktidar,muhalefet,
oy veren vermeyen olarak unutmamamız ve
sandığa/demokrasiye
dört elle sarılmamız gerekir.
Türkiyenin çıkışı bu noktadadır.
|