Benim kötü bir huyum var.
Mesleği göğsünde bir kart üzerinde yazan insanlara,
normal bir insan saygısı ve ilgisi gösteriyorum.
Titrinde ait olduğu olduğu iddia edilen mesleğin vasıflarına
sahip olduğuna kanaat getirdikten sonra,
o meslekte saygın bir insan olarak onunla iletişimimi sürdürüyorum.
Evde bazen konu olur hanımla aramızda:
“Bey doktor şöyle demişti..Onun dediğini yapsana.”
Ben o şahsın ünvanının onun üzerinde,
sadece bir etiket olarak kaldığına inanmışsam,
mesleğine hakimiyeti konusunda şüphem var ise,
benim için o sadece bir insandır,
insan olduğu için saygındır,
mesleğini hasbel kader kazanmış bir insandır,
o konuda fazla söz sahibi değildir.
Kendi meslekdaşlarım mühendisler için de yaklaşımım farklı değil.
İşine saygı duyan,
mesleğinde kendini geliştiren insanlara saygım büyük olur.
Doktorların eskiden beri şansları var,
ihtisasları unvanlarının önünde yazıyor.
Her doktora her konuda her şeyi danışamayacağınızı
baştan anlıyorsunuz.
Göz doktoru ise karşınızdaki,
Gidip de kalbinizdeki veya böbreğinizdeki bir şikayeti anlatmıyorsunuz.
Biz bu rahatlığa son 3-5 senede kavuştuk.
Eskiden mühendisim, mesela makinacıyım dediğinizde,
buhar türbininden, vinçten,su pompasından,traktör şanzımanına,
çelik konstrüksiyondan, derin çekme- sıvama kalıbına,
yel değirmeninin mekanizmalarından kalorifer kazanına kadar
her şeyi detayı ile bileceğiniz zannedilir
ve konu ile ilgili can alıcı sorular sorulurdu.
Son senelerde biz de rahatladık.
Mesela ısıtmaya ait bir soru sorulduğunda;
“Evet ben mühendisim ama; ben, (mesela)plastik enjeksiyon makinalarında
söz sahibiyim, sizin sorununuzda ancak
genel yaklaşımlarda bulunabilirim, sorununuza gerçek bir çözüm istiyorsanız,
ısıtma konusunda çalışan bir arkadaşımıza gidin, o size daha detaylı,
daha doğru bilgiler verir.” diyebiliyoruz.
Muhataplarımız da pek yadırgamıyor.
Eskiden mühendis olarak bu cevabı bu kadar rahat veremezdik;
“Adam mühendis olmuş ama bir şeyden anlamıyor” yargısının rahatsızlığı olurdu.
Bir mesleğe sahip olmak,
o konuda insanın bütün detaylara vakıf olduğu anlamını taşımıyor.
İnsan olmak da aynı konumda.
Haber spikeri olmak da..
Düzgün Türkçesi ve güzel ses tonu olan insanlara özel bir saygım vardır.
İyi haber spikeri olmak pek de kolay değil,epey çok vasfa sahip olmak gerekir.
Redaktör haber spikerliği de ayrı bir kabiliyet.
Haberi düzgün bir Türkçe ve güler yüzle sunmak,
habere ayrı bir lezzet katıyor.
Amma her haberin sonunda mutlaka,
dudak kenarlarını illa kulağa yanaştırma gayreti,
bazen rahatsız edici olabiliyor.
Bazı acı haberlerin sonunda,
mesela bir ölüm,kaza, intihar haberinin sonuda,
görüntüye geçme öncesi,
özellikle hanım spikerlerin hafif bir edalı saç savurmasıyle
masaların az ilerisine konmuş mönitöre gülümsiyerek dönmesini,
çok yadırgıyorum.
Buna gülümseme değil de,
affınıza sığınarak “sırıtma” diyorum.
Acı bir haber veriyorsunuz,
bir takım insanlar o olayın, o acının muhatabı.
Ve duygulu bir çok insan da o haberden hüzünleniyor,
ve siz “ gencim,güzelim,spikerim,gülümserim”
dörtlüsüne sıkışmış aptalca bir zihniyetle,
acıyı sırıtarak sunuyorsunuz.
Tek kelimeyle ”aptalca/ahmakça” buluyorum..
Bir de bazı haber redaktörlerine hayret ediyorum.
Şu sunuma ne dersiniz:
“Konya yolunda bir kamyon ve yolcu otobüsü çarpıştı.
Kaza ucuz atlatıldı,
Sadece 2 ölü var.”
Haberin ardından yine gülümseme/sırıtma..
Bu nasıl aptalca/terbiyesizce bir anlayış.
Sadece 2 kişicik ölmüş,
çok şükür kaza ucuz anlatılmış.
Böyle anlarda,
kendime yakıştıramadığım,
ama düşünmekten de kendimi alamadığım duygular içimde şekillenir.
“Bir gün böyle bir kazada senin bir yakının ölür de,
senin dünyanı yıkan acıyı, böyle
“çok şükür sadece bir kişi öldü”
sevinci ile verirler..
Fikirlerimizi, yargılarımızı ifade ederken kırıcı olmamaya özen göstermek,
Bence güzel bir incelik.
Bu kadar uzun yazıyı yazmamın nedeni,
bir topikde
“Bir dizide köpeğe Hüseyin adı verildi.”
konusundaki haber ve yorumlar oldu.
Bence çok büyük terbiyesizlik.
Milletimizin bazı kesimlerinin hassas olduğu konularda,
kamuya yayın yapan kuruluşların,
kesinlikle bilinçli,akıllı ve terbiyeli olma zorunluluğu vardır.
Sizin için önemli olmayabilir,
Ama bu ülkede milyonlarca insan Hz. Hüseyin’in Kerbela’da katledilişini,
feryat ve gözyaşları ile anmaktadır her yıl.
Size komik gelebilir,
ama eğer sıfatda değil de,
vasıfta insansanız,
onların bu inancına saygı göstermek mecburiyetindesiniz.
Siz bu olayı hiç önemsemeyin, hatta yapılanlara kıs kıs gülün,
ama bu duygu ve davranışlarınızı dışarıya vurursanız,
ne kadar aksi iddialarda bulunsanız da
insan vasfının alt tabaklarındasınız demektir.
Etikeniz ister mühendis,ister doktor,ister iktisatçı olsun,
“Tahsil cehaleti almış,
ama eşeklik baki kalmış “ demektir.
Düşünceli, duygulu insanları seviyorum, sayıyorum.
|